
hayaletköpek’ten ikinci hikaye:
Çello
1X…
“Hayatında hiç böyle zırva bir müzik duydun mu?”
“Duymuşluğum vardır. Ama hiç bu kadar kazuratını duymadım.”
“Kazurat mı? O da ne?”
“Bok yani.”
“Bir bira daha içer misin?”
“…”
Şehrin yükselen değerlerinin önemli mekanlarından birinde dijital hard core gecesi var. Eskiden dinlediği bir müzik. Müzik demek ne kadar doğru olur tartışılır aslında. Daha çok samplelardan ve sayısallaştırılmış, yüksek vuruş hızlarında ritimlerden oluşturulmuş, atonel, eklektik ve elektronik bir müzik.
“Al bakalım biranı.”
“Sağ ol.”
“Nereye bakıyorsun?”
Biraz ilerde kalabalığın arasında oluşan bir koridordan görünen bir kıza gözü takılmıştı. Duvar dibinde, sırtını yaslamış, bir elinde sigarası, diğerinde bira şişesi, gözlerini sahnedeki zibididen ayırmadan izleyen bir kız. Kumral, bukleli saçları arkadan dikkatsizce toplanmış, badem gözlü bir güzel. Zevk mi alıyor yoksa yasak mı savıyor belli değildi. Çevresinde zaman zaman çakal sürüleri toplanıyor, ama nedense kimse onunla konuşmaya cesaret edemiyordu. Özellikle elinin tersiyle savdığı biraz önceki delikanlıdan sonra.
“Tanıyor musun onu?”
“Kimi?”
“Şu duvarın dibinde duran kız. Saat 10 yönündeki. Bordo kazaklı.”
“Vay güzelmiş. Tanımıyorum ama ne yazık ki.”
“Bir bakalım bakalım. Neymiş, kimin kızıymış?”
“…”
Kıza doğru ilerliyor güzel vücut çalımlarıyla. İnsanlara dokunmayı, onlarla temas kurmayı hiç sevmez zaten. Birisinden omuz yemeden, ya da omuz atmadan kendi çevresinde rahat bir dönüşle biraz daha yaklaşıyor kıza. Bir an gözünün kenarından saniyenin onda birinde kızın ona baktığını görüyor. İlerlemesine devam edip, kızın birkaç adım ilerisinde duruyor. Seyrediyor bir süre. Kız hiçbir şekilde göz teması kurmuyor. Gözleri hep sahnede. Hafifçe, belli belirsiz sallanıyor bazen. Ama müzik o kadar düzensiz ve gevşek ki herhangi bir şekilde ritime tutunmak imkansız. Kızın çevresine bu sefer de üç kişilik bir abaza ekip toplanıyor. Kıza sırtlarını dönüp sallana sallana ileri geri gidiyorlar. Barlarda ve müzikhollerde böyle bir taciz yöntemi var işte. Çarpmalar, sendelemeler arasında vücut temasları. Kızın rahatsızlığı gözlerinden okunabiliyor. Çevresine bakınıyor. Harekete geçme zamanı. En yakınındaki gencin kulağına eğiliyor adam. İki parmağını gözüne götürüp “izliyorum” hareketi yapıyor. Konuştuğu genç dans ederek diğerlerine bir şeyler söylüyor. Anında toz oluyorlar ortalıktan. Kız merakla bakıyor baştan aşağı adamı süzerek.
“Ne dedin tiplere?”
“Leş gibi esrar koktuklarını. Ve gözümün üzerlerinde olduğunu.”
“Ahhahah.. sivil misin sen nedir?”
“Hızlı çözüm üretirim.”
“Hmm. Anlıyorum.”

Bira şişesini kaldırıp, gülümseyip sahneye dönüyor adam. Kız da karşılık veriyor buna. Berbat müzik devam ediyor. Aralarına biraz önceki üçlünün dördüncü kayıp elemanı geliyor. Ellerinde bira şişeleri. Kıza bakıyor uzun uzun. Sonra da adama. Derken kalabıktan bir el uzanıp genci omzundan yakalıyor ve kalabalığın arasına çekiyor. Kız gülümsüyor tekrar.
“İyiymiş bu taktik. Ben de denemeliyim bir ara.”
“Sivil bir kadın polis için fazla sade giyinmişsin.”
“Hah ha. Nasıl giyiniyor ki onlar?”
“Kimliklerini gizlemek için biraz abartıyorlar genç giyimini. Fazla trendy giyinirler, ve genelde saçları da yapılı olur. Punk, hip, nasıl olursa artık.”
“Sen nereden biliyorsun?”
“Gözlem. Ha tabi bir de onlara kıyasla çok daha güzelsin.”
“Öff bu kötüydü işte.”
“Kötüler olmadan iyilerin tadını alamazsın.”
“Hah. Sivil olmanın yanında şairsin de demek.”
“Şiir sevmem.
Arada kafiyeli konuştuğum olur ama,
falım ciklet mani tadında,
her zaman değil o da,
kırkta yılda, arada sırada.”
Müstehzi bir bakış fırlatıyor kıza.
“Yo!”
“Ne işin var bakalım manidar bey, bu acayip fabrika kazıntısında?”
“Eskiden çok dinlerdim böyle müzikler. Gerçi daha çok jungle falan dinliyordum.”
“Peki ya şimdi?”
“Caz genelde. Arada sırada da klasiklere kayarım.”
“İlginç. Neler dinliyorsun klasiklerden?”
Beraber dışarı çıkıyorlar. Kulakları uğuldarken, sokaklarda neşeyle biralarını yudumlayıp lakırdı ediyorlar. Alkol ve yüksek volümde dinlenen müziklerin ilginç bir yanı var. bir süre sonra dengesi bozuluyor insanların. Yalpalamaya, sağa sola meyletmeye başlıyorlar. Kalabalık bir grubun arasından geçerken dengeleri iyice bozuluyor. Grup yanlarından geçip giderken önce birbirlerine çarpıp hafifçe iki ayrı yöne ayrılıyorlar, dıştaki adımlarına yüklenince de içeri doğru girip birbirlerine çarpıyorlar. Göğüsleri temas ediyor. Adam kızın dirseğini avcunun içine alıyor. Gözleri çakışıyor bir an. Kızın çıkık elmacık kemikleri pembeleşiyor hafifçe. Adamın deli gibi çarpan kalbi kızın sertleşmiş meme uçlarından güç alıyor. İkisinin de gözleri yarım kapanıyor, dudakları birleşiyor tutkuyla. Adam kızın alt dudağını, kız adamın üst dudağını dişliyor hafifçe. Birbirlerinin yüzlerine, yanaklarına, boyunlarına dokunuyorlar meraklı parmaklarıyla. Kızın uzun ve zarif parmaklarından minik kıvılcımlar çıkıyor sanki. Adamın teni ürperiyor, içinde bir şeyler kıpırdanıyor.
“Gitmeliyim” diyor kız.
“Telefonumu vermek istiyorum” diyor adam. Hızlı hızlı cebindeki biletin üzerine telefonunu yazıyor. “Ve beni aramanı.”
“Olur bakarız” diye cevap veriyor kız. “Bu hafta olmaz ama. Konserim var. En yakın pazartesi.”
“Konser mi? Dj misin müzisyen mi?”
“Bunu belki sen kendin görürsün, kimbilir? Jungleda on kaplan gücünde arşe çekerim ben”.
Göz kırpıyor çapkınca. Ve taksiye binip yok oluyor karanlık sokaklarda. Adam giden taksinin ardından bakıyor, kızın adını sormaması aptalca oldu. Kendi adını da söylemedi. Yarım kalmış tanışma sebebiyle biraz mahzun, ama mutlu. Şişeden son yudumu alıyor, paketinden bir sigara çekiyor, kendine doğru gelen şarapçının eline paketi tutuşturup evine doğru yola koyuluyor.
2X…
Belediyenin konser salonu tarihi anlarından birini yaşıyor. Bach’ın … doğumyılı nedeniyle, Avusturya konsolosluğunun sponsorluğunda bir viyolonsel resitali var. sanatçıya senfoni orkestrası da eşlik edecek. Şefin de uzun yıllardır avrupada büyük orkestraları yönetmiş bir konsertmaister olması nedeniyle şehrin önemli bir bölümü gelmiş. Protokol tam tekmil salonda. Onları takip eden basın, basını takip eden popüler kültür ikonları, onları takip eden korumalar, ayılarla göz temasından kaçınınan yalakalar ve tabi ki son olarak müzik aşıkları. Aslında en çok onlar göze batıyorlar. Rahat ve günlük kıyafetlerinden ayırdedilebiliyorlar. Bir de kalabalıktan ve uğultadan rahatsız olmuşlar, fuayenin nispeten daha sakin köşelerine çekilmişler, kapıların açılmasını bekliyorlar. Adam da aralarına karışmış, sakince sigarasını tüttürüp kahvesini yudumluyor. Kızın ne çaldığını merak ediyor. Elindeki katalogda tüm orkestra üyelerinin isimlerini tek tek kafasında canlandırmaya çalışmış, sonra vazgeçmiş. Gong çalıyor, müzik meraklıları hızlı hızlı salona girip yerlerini tespit edip oturuyorlar. Plastik insanlar biraz zorlanıyorlar tabi ki hayatlarında ilk kez geldikleri konser salonunda yerlerini bulmak için. Son gongla beraber salon ışıkları kararıyor, perde açılıyor ve alkışlarla orkestra yerini alıyor. Hızlı ve neşeli kısa bir üvertürden sonra yine alkışlarla sanatçı viyolonseliyle beraber sahneye geliyor. Adamın şaşkınlığı gülümsemeye dönüşüyor. Kız zarifçe selam veriyor seyircilerine. Bir an adamla göz göze geliyorlar sanki. Badem gözlerinden yayılan minik bir ışını yakalıyor sanki adam. Ve o andan itibaren sadece kendisi ve viyolonselci kalıyor sanki koca salonda. O andan itibaren notalar sadece onun için akacak.
İkinci bis’in sonunda salon fuayeye doğru akarken tekrar göz göze geliyorlar. Kız uzun parmaklarıyla havada bir daire çizip adama “oyalan” anlamında işaret yapıyor. Adam gülümseyerek fuayeye çıkıyor, üst kata çıkan merdivenlere yöneliyor. Bir kahve için güzel bir zaman. Fuayenin üst katından çevreyi seyrederek oyalanabilir. Aşağıda yer yer kalabalık kümeler göze çarpıyor. Şefin ve baş kemancıların çevresi sarılmış, konuşmalar devam ediyor. Ensesindeki tüylerin dikildiğini hissediyor bir an, ardından omzuna bir el dokunuyor. Yine o badem gözlerle karşı karşıya.

“Beğendin mi?”
“Çok güzeldi. Tebrik ederim.”
“Teşekkürler.”
Gülümsüyorlar karşılıklı.
“Aşağı inip hayranlarınla buluşman gerekmiyor mu?” diye soruyor adam.
“Sen hiç kaprisli nemrut müzisyen diye bir şey duymadın mı?” diye cevaplıyor kız alayla. “Birazdan tespit edilirim zaten. Daha önce hiç konser salonu sahnesine çıktın mı?” diye devam ediyor merakla. “İstersen gösterebilirim.”
“Memnun olurum”
Beraber sahne arkasına geçiyorlar. Görevliler hızla ortalığı toplamaya başlamışlar. Orkestranın bulunduğu plato sökülmüş, sahne arkası panelleri kaldırılmış, devasa sahne tüm ihtişamıyla ortaya çıkmış. Kız adamın elinden tutup arkaya doğru götürüyor. Arada yukarıdan inen bazı ipleri toplayan bir ihtiyar kıza laf atıyor. “Doğum günümde istek parçası istesem çalar mısın kız?” Neşeyle yanıtlıyor kız, “sahnede bana rakı açarsan söz sana “allı yemeni”yi çalıcam. Geçen yıl piyano üstündeki votka güzel sürpriz olmuştu.”
“İyi diyorsun da kovuyorlardı az kaldı. Başkan akrabalarını yerleştirdiğinden beri suyu bile okuyup üfleyecekler neredeyse. Ama senin için yapıcam bu güzelliği.”
Sahne arkasındaki merdivenlerden yukarı, sahnenin üstüne tırmanıyorlar. Kız bir yandan anlatıyor, hangi alet ne işe yarar diye. Spot ışıklarının olduğu kedi merdivenlerine geliyorlar. Parmaklıklara yaslanıp sohbet etmeye başlıyorlar.
“Uzun yıllarım geçti bu salonda. Seviyorum burayı. Emekçilerini. Işıklarını, yollarını, iplerini, kablolarını. Burası evim gibi.”
“Evet. Dikkatimi çekti benim de. Rahatsın burada. Konserde, konser sonunda.”
Gülümsüyor kız. Omuzları birbirine dokunuyor. Kız adamın koluna giriyor. Diri ve sert göğüslerini adamın koluna yaslıyor. Adam yüzünü kıza doğru çeviriyor. Nefeslerinin sıcaklığını duyuyorlar bu kadar yakından.
Kız duruyor, tek gözü hin hin kısılıyor. “Bana bir sır vermeni istiyorum” diyor. Adam şaşırıyor. “hm” diyor sessizce. “Demek bir sır istiyorsun. Peki. Hazır mısın?”
Kız başını sallıyor.
“Konser sırasında…” diyor adam, “…seni seyrederken kucağıma ceketimi koyup pantolonumun üstünden masturbasyon yaptım.”
Kızın gözleri iri iri açılıyor şaşkınlıkla.0 “Yuf, edepsiz” diyor gülerek.
“Ama…ama… o kadar etkileyiciydin ki. Sanki sevişiyor gibi çalıyordun. Dudaklarını yalaman, ısırman çok seksiydi. Kapalı gözlerinin ardında ne düşündüğünü, ne gördüğünü merak ettim açıkçası. Ve beni hayal ettiğini düşündüm.“
“İlk kez birisi bana böyle bir sır verdi. Madem öyle, ben de sana bir sır vereyim bari.”
“Dinliyorum.” diyor adam.
“Viyolonsel çalarken tahrik olurum ben. Ve çaldığım partisyonun şiddetine göre de boşalırım her zaman.”
“Ah.. biliyordum” diyor adam haklı çıkmanın verdiği etkiyle.
“Ayrıca seni de düşündüm gerçekten de. Ama hemen havaya girme. Sadece bir an sürdü bu.”
Dudakları birleşiyor önce. Elleri birbirlerinin vücudunda dolaşıyor. Kızın zarif eli adamın pantolonunun kemerini çözüyor tek harekette, fermuarı açıp sertleşmiş penisi dışarı çıkarıyor. Adam endişeyle aşağıya bakıyor.
“Merak etme” diyor kız nefes nefese. “Spotlar burada. Aşağıdan burası kesinlikle görünmüyor.”
Eteğini beline kadar sıyırıp külotunu çıkarıyor, iki parmağı arasında incecik kumaş parçasını çeviriyor. Tek kaşı havada adamın yüzüne yaklaştırıyor, feromon o kadar yoğun ve etkili ki adam daha da tahrik oluyor bundan. Sertçe kızın arkasına geçiyor, parmaklıklarla arasına sıkıştırıyor, ensesinden öperken tek harekette içine kayıveriyor.
3X.
…
“Beni hediyelere boğmanı istiyorum” diyor kız nefes nefese. Viyolonselini dikkatlice kenara bırakıyor. Askılı elbisesinin tek omzu düşmüş, yuvarlak omuzbaşını iyice ortaya çıkarmış. Neredeyse beline kadar sıyrılmış eteği uzun bacaklarında viyolonselin dayndığı yerlerdeki ter damlacıklarını belli ediyor. Adam gülümseyerek kızın ayaklarının dibine gidiyor. Biraz önce enstrümanın durduğu yerde duruyor şimdi. Elleri kızın baldırlarında geziniyor biraz. Öne doğru eğilip göğüs dekoltesinin başlangıcına burnunu dayıyor. Kulaklarında biraz önceki müziğin notaları dolaşıyor hâlâ. Adamın parmakları baldırlardan aşağılara kayıyor, diz kapağı arkasında kısa bir mola verip ayak bileklerine doğru devam ediyor. Dizlerinin üzerine biraz daha çöküyor, yüzü kızın karnında, tüm hareketi, kasılmaları beynine işliyor sanki. Parmak uçlarına yükselmiş ayakları eliyle sarıyor, topukları avuç içine oturtuyor. Pembe, zarif topuklar neşeyle oynaşıyor ellerinde. Parmaklar kıpır kıpır. Adam başparmaklarıyla hepsini selamlıyor tek tek. Aralarına girip parmakların altındaki tombul, etli kısımları sıkıştırıyor. Arsız burnu, sıyrılmış eteğin arasından bir yol buluyor kendine. Zaten boşalmış olan kız, bacaklarını biraz daha aralayıp buyur ediyor bu davetsiz misafiri. Bacak içleri alev alev. Adam yanağını yaslıyor her ikisine de. Yeni traş olmuş yüzü daha da hassaslaşmış, yumuşamış, nemle beraber daha kolay kayar olmuş. Diliyle klitorise dokunuyor usulca. Tepki veriyor o da. Hafif bir kıpırdanmayla beraber dudaklar belli belirsiz oynaşıyor. Ve açılan pınara dudaklarını dayıyor adam kana kana içmek için.
“Beni hediyelere boğmanı istiyorummmm…” diyor kız, kapalı gözleri ardında binlerce nota uçuşurken.
4X.
…
“…”
Uzun uzun soluklanıyor adam. Muayene odasındaki aşk merdivenine bakıyor. Kendi tırmandığı merdiveni düşünüyor. Kulaklarında tellerin ve perdeler üzerinde hareket eden parmakların gıcırtısı. “Diyecek bir şey bulamıyorum.”
“Bu üçüncü tahlilimiz. Bir yanlışlık olması ihtimaline karşılık her şey iki kez kontrol edildi üstelik.”
“Ne kadar zamanım var?”
“Bunu kestirmek zor. Birkaç gün, bir hafta belki de bir ay. Ama daha uzun değil. Metastas olmasa belki biraz uzayabilir. Ama o kadar hızlı iç organlara yayılıyor ki durdurmanın imkanı yok.”
“Ameliyat? Hasta dokunun alınması falan?”
“Hangi birini alacağız ki?”
“…”
“Üzgünüm.”
5X.
…
“Uyan bakalım seni tembel” diyor adam sevgiyle. Kızın gözleri uyku mahmuru şişmiş, kısılmış bakıyor adama.
“Biraz daha uyumak istiyorum lüttttfennnnn” diyor şımarıkça.
“Kahvaltı hazırladım bebeğim. Üstelik sana bir sürprizim var.”
“Peki o zaman” diyip yatakta doğruluyor kız. Esneyip gerinirken sabah serinliğiyle dikleşmiş meme uçları belli oluyor kızın. Adam kızın sabah mahmurluğunu hem seksi hem de şirin buluyor. Dağılmış saçından bir tutamı kulağının arkasına atıyor. Uyku kokan yüzüne eğilip dudaklarına ulaşıyor, kendi dudakları arasında ezip emiyor hafifçe. Kız karşılık olarak kollarıyla sarıyor adamı, kendine ve yatağın hâlâ sıcak taraflarına doğru çekiyor. Sevişiyorlar doyasıya.
Kahvaltıdan sonra sıra hediyeye geliyor.
“Bu ne?” diye merakla soruyor kız. Önünde kocaman bir hediye paketi.
Adam sakin sakin berjerde oturmuş gülümsüyor kıza. Bacak bacak üstüne atmış, berjerin yanındaki fiskosta duran kahvesinden bir yudum alıyor.
“Senin için. Küçük bir hediye. Beni hatırlatacak bir şeyin olsun istedim.”
“Gitmek zorunda mısın?”
“Evet. Biliyorsun. Bunu konuşmuştuk. Hem merak etme, 3 ay sonra Dublin’e geldiğinde tekrar biraraya geleceğiz. Arada da belki gider gelir birbirimizi görürüz.”
Küskün bir yüz ifadesi takınıyor kız. Alt dudağı sarkıyor hafifçe. İri badem gözleri nemleniyor. Adamın nefesi kesiliyor. Boğazında bir yumru, kalbi sıkışıyor.
“Hadi aç hediyeni.” diyor adam.
Gamzeleri beliriyor kızın. Kafasını sallıyor, saçları savruluyor sağa sola. Hediye paketini açıyor sabırsızca. Güzel bir tonet sandalye çıkıyor ortaya. Pırıl pırıl, elde yapılmış, her bir parçası özenle esnetilip bükülmüş, birbirine bağlanmış. Kızın gözlerinde kıvılcımlar çakıyor. Uzun parmaklarıyla sevip okşuyor hediyesini. Elinin altında bir düğme hissedince duruyor. “Bu ne?” diye soruyor adama. Adam bir şey söylemeden başıyla bir hareket yapıyor. Kızın meraklı ve becerikli parmakları dokunuveriyor düğmeye. Kısa bir mekanik gürültüyle beraber sandalyenin oturağında bir panel hafifçe kenara kayıyor, altından bir rampa üzerinde silikon bir penis ortaya çıkıyor, kapak kapanıyor, penis tüm ihtişamıyla dimdik duruyor oturağın üzerinde. Kızın gözleri iri iri açılıyor. “Bu… bu…” diyor, tamamlayamıyor cümlesini. Oturağa sabitlenmiş, dimdik duran penis adamın penisinin bire bir modeli. Adamın tüm hafta boyunca odalardan birini kapatıp saatlerce uğraştığı şeyin bu olduğunu anlıyor kız. “Kalıbını çıkartıp silikon benzerini yaptın ha? Seni deli.” diyor kız neşeyle. Hemen gidip viyolonselini getiriyor yatak odasından. Sandalyenin çevresinde bir tur atıyor. Gözleri adamın gözlerine kilitlenmiş eteğini sıyırıyor yukarı doğru. Parmaklarını hafifçe ıslatıp bacaklarının arasına kaydırıyor, baş parmağı klitorisi uyarırken, işaret ve orta parmaklarıyla da dudakları aralıyor hafifçe. Gözleri kapanıyor sandalyesine oturup yapay penisi içine alırken. Dudaklarını ısırıyor şehvetle, kalçasını oyanatarak tam pozisyonunu buluyor, viyolonselini bacaklarının arasına yerleştiriyor. Gözlerini kocaman açıp adama bakarken uzun parmakları viyolonselin klavyesinde hareketlenmeye başlıyor. Arşeyi uzun ve sert bir hareketle geriye çekiyor ve notaları adama doğru akıtmaya başlıyor. Dünyanın tüm sabahlarına bir nazire gibi bu. Gündüzüne ve gecelerine. Yalnız gecelerine, siyah, karanlık, bir mezar gibi sessiz gecelerine.
No Comments Yet
Henüz yorum yapılmamış.
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın
