
hayaletköpek’in arşivlerinden üçüncü hikaye:
Şanssız İnsan
Şans ve olasılık kavramlarını bir arada düşünmek gerekir. Her olasılığın olma şansı vardır. Ve her an şans insana tesadüf edebilir. Bir olasılığın olma olasılığı nedir, şans mıdır, bu şans iyi midir kötü müdür gibi fasit tartışmalara girişmeden başlayalım.
“Devam et.” dedi adam dişlerini biraz daha sıkarak. “Ben söyleyene kadar da durmayacaksın”. Kadının başını daha sıkı bastırdı kucağına. Bir yandan vites değiştiriyordu. Arabanın giderek artan ivmesinden dolayı sırtı iyice koltuğa yapışmıştı. Pistonlar deli gibi dönüyor, motor devri giderek yükseliyordu.
“Güzel. Devam. İyi ve söz dinleyen bir kızsın sen. Bunun için de efendinin sana bir sürprizi olacak akşam.”
Kadın tüm gücüyle emiyordu direksiyon başındaki adamın penisini. Aslında cezasını konuşuyorlardı, ama kendini bir şekilde affettirmeyi becermişti. Eli efendisinin bacaklarının arasına kaymış, kumaş pantolonunun kemerini hafifçe gevşetip fermuarını açmış, canavarı serbest bırakmıştı. Adam boştaki eliyle kadını ensesinden yakalamış, dudaklarını penisiyle birleştirirken gaza biraz daha yüklenmişti. Giderek hızlanmıştı araba, yol boş sayılmazdı ama otobandı işte. Kah sol şeritten, kah ortadan arabaları birer birer geçiyorlardı. Araba hızlandıkça kadın da hızlanmış, adamın soluk alışları derinleşmiş, gözleri yola kilitlenmişti. Güçlü eli buklelerini kavramış kadının kafasını kucağına daha sıkı bastırıyordu. Motor devrini almış bir yüksek vitese geçmek için haykırırken adam vitese uzandı.
Bir cayırtı koptu tekerleklerden. Adam vitese elini uzattığında yüzüğü kadının buklelerine dolaşıp saçını çekmişti. Kadın o anki refleksle penisi ısırmış, adam korkunç bir acıyla fren pedalına basınca tekerlekler kilitlenmiş, araba 180 derece dönerek soför mahallinden büyük bir gürültüyle sağ şeritte giden arabaya çarpıp takla atmaya başlamıştı.
Kibir ve ego insanın başına bela gerçekten. Doyumsuzluğa doğru götürüyor insanoğlunu. Adrenalin bağımlısı olan yukarıdaki master gibi. Ve son doyacağı yer de tanrıların sofrası. Bu kadar aptalca bir risk almanın şansla bir ilgisi yok, kaza yapmaksa büyük olasılık. Dikkatli olmak gerekir. Şans insana her zaman gülmez.
“Kurtulduğunuz için çok şanslısınız. Yine de bazı testler yapıldı tabi ki, arada dilinizi de ısırmışsınız hafifçe. Ağzınızın kenarındaki kurumuş kanı görünce paniğe kapılmayın diye söylüyorum” dedi genç erkek hastabakıcı.
Kadının başının arkasında bir şiş vardı, araba spin atarken savrulup adamın kucağından kurtulmuş, sırtı kapısına yapışırken de kafasını cama vurmuştu.
“Peki ya …?” dedi, cümlesini tamamlayamadı.
“Maalesef” diye cevap verdi delikanlı, “o sizin kadar şanslı değilmiş. Yine de sizi bir gün daha gözlem altında tutsak iyi olur” diye konuyu değiştirmeye çalıştı. Bu arada eşyalarınızı dolaba kaldırsak iyi olur. Çantanız baş ucunuzda” dedi. Genç adamın nezaketinden ve güler yüzünden etkilenmişti kadın. Ayrıca kıyafetlerini nadide bulunan eserler gibi dikkatle ve özenle kaldırması da gözünden kaçmamıştı. Özellikle çizmeleri tutuşu ve bir an gözlerinde gördüğünü zannettiği parıldamayı.
Aralarındaki aşk ertesi gün ilaç saatinde iğnesi yapılırken alevlendi. Genç adam popo ortaya çıkınca önce gayet profesyonelce siliyordu, ama şeytan dürttü, hızlı ama kesik iki şaplak vurdu hafifçe. Kadının poposu havalandı, sağa sola kıvrılmaya başladı. Garip bir elektriklenme sonucu adam tahrik oldu, kadın çapkınca uzanıp genç hastabakıcıyı penisinden yakaladı ve sevişmeye başladılar.
Beraberliklerinin ilk haftalarından itibaren kadın, genç adama biraz daha sert, biraz daha dominant olması için baskı yapıyordu. Ama genç adamın içinde yoktu ki. Her fırsatta kadının ayaklarını yakalıyor, parmaklarını uzun uzun emmek için fırsat kolluyordu. Kadınsa eski sevgilisiyle kullandığı malzemeleri önüne yığıyor, her gece birini deniyordu ısrarla, hizmetçi kıyafetleri, deri maskeler, bağlar, kelepçeler.
Bir gece saçlarını at kuyruğu yapmış bir şekilde karşıladı genç adamı. Sırtında minik bir eyer vardı, dört ayak üstünde, 25 santim yüksekliğinde bilekten düz gelen topuklara sahip ballet-bootlar giymişti ellerine ve ayaklarına. Ağzında tuttuğu kırbacı adamın ayaklarının dibine bıraktı. İstemeye istemeye aldı adam kırbacı.
“Ne yapmamı istiyorsunuz efendim” diye sordu kadın neşeyle. Bir yandan kıçını dikmiş bir o yana bir bu yann sallıyordu.
“Mutfağa. Bana bir kahve getir” dedi adam.
“Harekete geçmem için kırbacı kullanmalısınız” dedi kadın.
Adam kırbacı havada savurdu, bir ıslıkla beraber kırbaç avizeyi kılpayı ıskaladı ve kadının tam bacaklarının arasına iniverdi. Kadın öyle bir irkildi ki, iki ayağı üzerine kalktı ve dengesini kaybetti. Ama hemen tezgaha tutunarak düzeldi. Yüreği ağzına gelmişti. Bileğinin acısına aldırmadan büyük bir dikkatle ellerinde hâlâ o acayip botlarla ağır ağır kahveyi koydu, iki elinin arasına aldı, geri döndü. Bir adım attı. Adam elindeki kırbaçla oynuyordu, havada ıslık çalan kırbaç kadının yanı başındaki sehpada patladı, kadın irkildi, elindeki kahve üstüne dökülüverdi, acıyla haykırırken dengesini kaybetti ve geriye doğru yuvarlandı.
İnsan zevklerinin esiri olmamalı. Hedonizm bir yere kadar çekici olsa da, arada sırada bazı şeylere gem vurmal insanı. Hikayemizdeki kadın da sırf kendi zevki için o garip botları giymese belki düşüşü daha usturuplu olabilirdi. Bileği vücudunun dönüşüne yardım eder, böylece boynunu kırmazdı. İnsan galiba şansını biraz da kendisi yaratıyor.

Gözleri donuk bakıyordu mezarın üstü kapatılırken. Küreği eline aldı, bir parça toprak yüklerken gözü yanıbaşındaki kadının çizmelerine takıldı. Hızla bir iki kez daha toprak attı. Küreği başka birine verirken doğruldu, kadınla göz göze geldi, hafifçe başını eğdi.
“Öyle korkunç bir kazadan kurtulup bu kadar aptalca bir şekilde nasıl ölebilir ki insan?” diye ortaya bir soru sordu kadın. Ölüm sebebi olarak merdivenlerden düştüğü söylenmişti herkese. “Sağ kurtulsaydı tekme tokat döverdim herhalde iyileştikten sonra.”
Adamın yüzüne kan geldi bir anda, kızardı. Kekeleyerek “tekme-tokat mı” dedi.
Kadın adamın yüzünü baştan aşağıya süzdü bu kekeleme üzerine. Neyse ki kekeleme üstüne bir şimşek çaktı, gök gürüldedi, adam şemsiyesini açtı, siyahlı kadının başının üstünde tuttu. Kadının hoşuna gitmişti bu hareket. Adam devam etti.
“Aslında biraz ben suçlu sayılırım. Kendim yapabileceğim şeyleri başkasına yaptırmamam lazım” dedi heyecanla. “Hatta başkalarına hizmet zaten görevim olmalı.” gergin bir şekilde gülümsedi. “Cezama razıyım” dedi biraz daha kızararak.
“Senden bahsetmişti. Ama elimde kalırsın sen tatlım.”
“Zannetmem, sağlamımdır, acıya dayanıklıyım ve fiziksel acı vicdanı temizlemek için birebirdir.”
Yüksek sesle gülmeye başladı kadın. Cenaze töreninde ona doğru dönen kafaları hiç umursamıyordu. Yağmur giderek hızlanıyordu. “Demek vicdan temizlemek için acı ha? Öğrenmen gereken çok şey var küçük köpekçik.” durdu, gülümsedi, “gerçekten dayak yemek istiyorsun sen galiba, ne yapıyorsun cenazeden sonra?” diye sordu. Adam “bilmiyorum” der gibilerinden başını salladı. Kadın başıyla belli belirsiz arabasını işaret etti ve yürümeye başladı, adam da şemsiyeyle hemen yanından.
Adam fena dayak yemiş, nefes nefese en sonunda kendini kalorifere kelepçelenmiş bulmuştu. Çıplaktı. Kadın da çıplak sayılırdı, elindeki eldivenler ve ayaklarındaki çizmeler hariç. Hiçbir şey söylemeden adamın çevresinde turalıyordu. Adamın belli elirsiz hıçkırıkları kadının ayak seslerine karışıyordu.
“Ayak yalayıp, şemsiye ve kapı tutmaya benzemiyormuş değil mi?” dedi kadın sertçe.
İnanılmaz bir sevişmeleri olmuştu. Eve gelir gelmez kadın adamın üstüne saldırmış, elbiselerini parçalamış, beraber yatağa düşmüşlerdi. Kadın giderek daha da sertleşmişti, öpücükler ısırıklara, dokunuşlar tokatlara dönüşmüştü. İkisi de nefes nefese boşaldıklarında kadın sinirlenmiş, ayağa fırlamış, tekmelemeye başlamıştı adamı. Sonra da kalorifere kelepçelemişti.
Adamın bir şey diyecek hali yoktu. Zaten ağzına kadının külotu tepilmiş, sesi iyice boğulmuştu. Kadın masanın üstünden uzun kırbacını eline aldı. Adamın gözleri korkuyla büyüdü. Aslında büyüyen tek yeri gözleri değildi. Heyecanlanmış, daha da tahrik olmuştu. Kırbaç havada bir ıslık çaldı ve adamın çıplak sırtına indi. Heyecandan mı, refleksten mi bilinmez, adam darbenin etkisiyle öne doğru gitti, “krakt!” diye bir ses duyuldu ve kaloriferi kucaklar gibi yığıldı. Alnının çatında kızıl bir iz vardı, çenesinden süzülen kan hâlâ ereksiyonunu kaybetmemiş penisinin üstüne damlıyordu.
Zevklerin esiri olmak bir yana, bilinmeyenin esiri olmak başka. Adam bencil davranışının cezasını gördü. Cenazenin hemen üstüne, bir önceki kazanın acısı hâlâ yoğun ve havada asılıyken böyle bir gece yaşamak istemesi kendini kontrol edemeyişinin bir göstergesiydi. Kontrol edemediği sadece duyguları değil, bir de refleksleriydi üstelik. Kontrolü tamamen başkasına verecek kişi önce kendini tanımalı. Ve kendini kontrol etmeyi öğrenmeli.
Telefon çaldığı sırada tembel tembel uyukluyordu kanepe üstünde. Islak bir rüya görmüştü. Düşünde deri kıyafetli kadınlar etrafını sarmış, tükürüyorlardı adamın yüzüne. O da kendinden geçiyor, debeleniyordu yerde. Ne yazık ki gerisini hatırlayamıyordu. Ama hayal etmeye devam etti. Telefon ısrarla çalıyordu, her şeye ara verip telefona uzandı.
“Hemen bana gelsene. İhtiyacım var. Gelirken içecek bir şeyler de getir.”
“Olabilir” diye cevap verdi adam. “Bir saat içinde oradayım.”
“Yarım saat.” diye kesin ve net cevap verdi kadın emreder bir ses tonuyla. Sesi bile tahrik etmişti kadının. Kaç zamandır onunla sevişmek istiyordu. Ama garip zevkleri vardı kadının. Gerçi kendisinin de ona benzer zevkleri yok değildi. Aklına kız arkadaşıyla buluşacağı geldi. Umursamadı. Zaten kıza vereceği cezayı düşünüyordu. Beklesindi, daha sonra alırdı onu evinden. Hızla duşa girip üstüne çeki düzen verdi. Dolabından iki şişe kırmızı şarap aldı, arabasına atlayıp yola koyuldu.
Karşılıklı koltuklarda oturmuş şarap içerek sohbet ediyorlardı.
“Bir şey değil kendimden şüphe etmeye başladım. Kimi alsam elimde kalıyordu, ama bu üstüne tuz biber ekti.”
Adam kafasını çevirip katil kalorifer peteğine baktı. Çarpmanın etkisiyle petekte de hasar olmuştu sanki. Önüne baktığında kadınla burun buruna geldi.
“Sen de benimle hiç ilgilenmiyorsun” diye devam etti kadın.
“Beni biliyorsun, böyle şeylerde pek iyi değilimdir, ayrıca bacaklarımın dibinden ayrılmayan bir kız arkadaşım var.”
“Benden korkuyor musun?” diye sordu kadın. Yüzü yüzüne değecek gibiydi. Kadının sıcak, tatlı nefesi adamı biraz daha kızartıyordu.
“Yoo, ne alakası var?” diye cevapladı adam.
“Korkmalısın, çünkü ne kadar çok korkarsan o kadar tahrik oluyorum. Ve ne kadar çok tahrik olursam da o kadar çok seks yapmak istiyorum. Hem de her şekilde” dedi adama, sonra alt dudağını ısırıp yavaş yavaş bıraktı. Adam gözlerini kaçırmadan yutkundu sadece. Sonra kadını kendine doğru çekti.
“Seni istiyorum” dedi, “içini dışını, tüm sıvılarını, seni yemek, seni içmek istiyorum”.
Kadın durdu, gözlerinde bir kıvılcım çaktı, adamın ağzına tükürdü ve bir tokat patlattı. İkisi beraber yere yuvarlandılar ardından. Kadın adamın üstünde kaldı, kalçasını hızlı hızlı hareket ettiriyor, bir yandan adamı saçından çekip tokatlar atıyor, arada yüzüne tükürüyordu. Adamın elleri bir orada bir burada kadının kalçasını avuçluyor, çizmelerini okşuyordu. Kadın sonra ayağa kalktı, adamın yakasından tutarak başını kaldırdı.
“Gel benimle” diye emretti. “Bir ihtiyacımı gidereceğim seninle.” adam bacaklarının arasında banyoya kadar gittiler o şekilde. Granit taşla döşeli banyoda yerde adam, tepesinde bacaklarını açmış kadın duruyorlardı. Kadın eteğini sıyırdı, külotunu kenarından esnetti, işaret ve orta parmağıyla dudakları hafifçe araladı. Adam kekeleyerek “ha-yı….” diyecekken, aşk pınarından gürül gürül bir çağlayan çıktı. Hecesinin ortasında küçük dilinden vurulan adamdan korkunç bir böğürtüyle beraber, biraz çiş, biraz şarap ve bolca mide asidi çıktı. Ortalık bir anda fena batmıştı. Alı al moru mor, iki büklüm yerde öksüren adamın üstünden geçmek amacıyla bir adım attı kadın, fakat ıslak zemini hesaba katmamıştı. İki ayağı birden yerden kesildi. Gördüğü son şey lavabonun kenarı oldu. Adamsa öğürtüsü boğazına tıkılmış, dehşet içinde boşluğa bakan gözlerle göz göze gelmiş yerde yatıyordu.
Aslında çevremizi kuşatan her şey bir olasılık dahilinde gerçekleşiyor. Formüller ve bağıntılarla kesin hesaplara ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım şans faktörü her zaman bir değişken yaratıyor. Ve genelde birinin şanssızlığı diğerinin şansı oluyor. Veya olmuyor. Bilemiyorum. Bu mevzuları düşünürlere bırakmak gerekir. Ben sadece olayları gözlemleyen bir hayaletim.
No Comments Yet
Henüz yorum yapılmamış.
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın
