Kuş Kafesi

parmakarası arşivlerinden:

Herşey ne kadar kolay başlamıştı: Arkadaşlarla yenilen bir akşam yemeği,tesadüfen bize katılan bir arkadaşımızın kuzeni ve kaynaşma…

Ayrılırken aklımda takılı kalmıştı,kalmaması da mümkün değildi: Uzun bir boy,delici bakışlar,tüm yüze yayılan gülümseme,sürekli bişeyler anlatan bıcır bıcır bir kadın. Ayrılırken cep telefonunu değil ama kartvizitini almayı başarmıştım,ne de olsa aynı sektördeydik ve işle ilgili pek çok ortak yönümüz vardı.

İki gün sonra bir mail attım, cevap hemen geldi.Tanışıklık böyle,işle ilgili konuşmalarla başladı.Sonrasında bir hafta içinde üç masum randevu: Birinde sinemaya gitmiş,diğer ikisinde dolaşıp aylaklık yapıp,uzun uzun konuşmuştuk.En çok dikkatimi çeken:Nereye gidersek gidelim mutlaka oralardaki görevlilerle o konuşuyor ve sözünü dinletiyor,istediğini yaptırıyordu.Bir ara içimden:Sakın bu şirin kız bir Sahibe olmasın demiş sonra bu fikrime gülmüştüm.Hiçç öyle bir hali yoktu ki.

Cumartesi… Bugünkü planımız:Şehir dışı sayılır. Çokk uzaklar değil sadece Darıca’ya gideceğiz,meşhur hayvanat bahçesini çok görmek istiyormuş..Gideriz elbet..Hava şansımıza çok güzeldi,etraf kalabalık.. İçeri girdik ve her bir kafesin önünde durup içindeki hayvanları uzun uzun inceledi,defalarca da beni kolumdan çekiştirip:Şunların çarezsizliğini görüyormusun diye sorup durdu..İyi de bu kız beni buraya bu çarasizlikleri göstermek için mi getirdi?

Akşamüzeri ayrılırken ki bu ondan üçüncü öpücüğü aldığım zamana denk geliyordu:Nedense öpüşmeyi biraz uzun tutup sonra:Yarın bize gidelim mi? Diye sordu..Bize gitmek??? Ailesiyle yaşıyordu,ailece beni mi görmek istemişlerdi?Cevap çabuk geldi: Yazlığa gideriz..Silivri’ye. Harika bir Pazar beni bekliyordu tabi ki olur dedim..
Ertesi sabah buluşup yola çıktık.. Kışın ortası,dışarda solgun bir güneş var ama hava serin..Hatta soğuk.. Ev tahmin ettiğim gibiydi:Koca bir yazlık site.,bir sürü dubleks,bahçe içinde ev.Kapıda yavaşladık.Sitenin bekçisi eğildi,onu görünce gülümsedi ve hoşgeldiniz diyerek içeri buyur etti bizi..

Aklımda bir sürü hayal uçuşmuştu yol boyunca: Ev muhtemelen şömineliydi,gider gitmez şömineyi yakar önüne oturur laflar,sohbet eder ve kaçınılmaz sona sürüklenirdik..Sonrasındaysa saatlerce sevişir,tek beden olarak kalırdık..Bu kez şans yanımdaydı:İlk bakışta başımı döndüren kadınla dakikalar sonra başbaşa kalabilecektik..
Arabayı park edip indik,iyi de elindeki o sırt çantası neyin nesiydi?Üstelik bunu yolda sorduğumda manidar bi gülümsemeyle:Sürprizz demişti

İçeri girdik.Aylardır kapalı kalmış bir salona açıldı kapı,içerisi serin ve karanlıktı.Panjurları açtık,şömine vardı ama etrafta yakacak birşeyler yoktu..
Geniş kanepeye yayıldım.O ise oturmamış,önümde sinirli-telaşlı bir ileri bir geri yürüyüp duruyordu.. Aklından geçenler neydi?.. Birden durdu ve bana dönüp:Gel dedi. Ani emir karşısında kalkıp onu takip ettim,içerde verandaya açılan cam kapının yanındaki kapıyı açtı: İçerden yüzüme rutubet ve serinlik vurdu.Kapının yanındaki düğmeyi çevirdi: Aşağı inen 7-8 basamak vardı,burası bodrumdu demek.. Nihayet odunları çıkarıp şömineyi yakıp ısınabilecektik.)
Aşağı indiğimde ise bir an aklımdan başımdan giti: Bodrum dediğim yer 12-13 metrekareydi.. Boştu..Bomboştu…Aslında öyle olmasını dilemiştim çünkü sadece iki şey vardı bu koskoca yerde:Bir kafes ve bir bar taburesi.??? Nasıl bir yerdi burası? Ve daha da önemlisi buraya inip kapıyı kapar kapamaz o tatlı kadın nasıl olmuş da bir anda değişmiş ve başka birisi olmuştu?
Ben bunları düşünürken dönüp:
-Çizmelerimi çıkar..dedi
Bunu söylerken bir yandan da tabureye oturmuş kot pantolonunun paçalarını sıvıyordu. Önünde hafifçe eğilip elimi ayağına attığım anda saçlarıma yapışıp yüzümü yüzüne yapıştırdı dişlerinin arasından tısladı:
-Köpek, önce şunları öğren: 1* Efendinin önünde dizlerinin üzerinde durabilirsin; 2* Önce çizmeleri temizle sonra çıkar..
Şaşkınlıkla itaat edip dizlerimin üzerine oturdum.Ayağını göğsüme dayamıştı,çizmenin burnu dudaklarıma değiyordu.İyi de nasıl temizlenir bunlar??? Sormaya cesaret edemedim,gerek de kalmadı zaten.Benim tepkisiz kaldığımı görünce ayağını biraz daha yaklaşktırdı duaklarıma,anlamıştım:Temizlik ağızla yapılacak..Efendimi kızdırmamak ve yeni sürprizler yaşamamak için dikkatlice çizmenin herr yanını dilimle temizledim..Pırıl pırıl olmuştu.. Çıkarabilirdim artık. Yavaşça dizine,fermuarın başladığı yere uzanıp açmak için ilk hamleyi yaptım.Yapmaya gayret ettim daha doğrusu. Elimi uzattığım anda yanağımda öyle bir tokat patladı ki sendeledim,devriliyordum az kalsın. Ağzımdaki ılık akıntıya bakılırsa dudağım kanamıştı.. Parmaklarıyla çenemi sıkıştırdı ve gözlerimin içine bakarak:
- Ellerinle değil dişlerinle…Dedi ve sustu.
- Mesajı almıştım,dişlerimle büyük bir uğraşla fermuarları çözdüm.Çizmeyi çıkardım,dizinin biraz altında biten siyah file çoraplar vardı ayağında. Çizme çıkar çıkmaz tabanını yüzüme yapıştırıp:
- Bak,senin yüzünden terlediler,yoruldular beceriksiz sersem..dedi
Naapabilirdim ki? Uzun uzun kokladım tabanlarını.O deriyle karışık kekremsi kokuyu ezberleyinceye kadar.Aynı işlemi diğer ayağı için de uyguladı.Bunları yaptırmaktan büyük keyif aldığı belliydi Efendimin.Yanında taşıdığı spor çantadan çıkardığı ince topuklu,üzeri taşlı önü açık terliklerini giyip
tekrar yüzümü yüzüne yaklaştırdı ve:
- Hala giyinik misin sen?
Diye kükredi.Soyunmaya hazırlanıyordum ki buna fırsat vermeden iki eliyle gömleğimin yakalarına yapışıp öyle bir ayırdı ki düğmelerin tesbih taneleri gibi etrafa saçıldığını gördüm. Az sonra baştan aşağı yırtılmış gömleğim,pantolonum,atletim ve bokserim bir köşede üst üste yığılıp kalmışlardı.
- Bekle beni dedi.
Ve çantasını alıp hızlı adımlarla merdivenleri çıkıp gitti.Birbaşıma soğuğun-sessizliğin ortasında kalmıştım ve olacakları kestirmem mümkün değildi.Az sonra döndü Efendim.Ama ne dönüş: Üzerinde siyah,önden çapraz bağcıklı siyah bir büstiyer,altında dizlerinin üzerinde dar siyah bir deri etek ve o terlikleri.Çoraplar,kot pantolon,kazak..Hepsi yukarıda kalmıştı.
Yanıma yaklaşıp şefkatli bir sesle:
-Yorulacaksın,enerjiye ihtiyacın olacak,meyve ister misin?
Diye sordu.Cevap vermemi beklemeden de,yine o meşhur çantadaki kese kağıdından iki muz çıkarıp bana uzattı ve:
-Soy dedi
İkisini de soydum,Efendim tabureye oturmuştu ben ise dizlerimin üzerindeydim.İki muzu da ayaklarının dibine bıraktım.Usulca terliklerin çıkarttı.Muzlardan birine bastı önce..Öyle sert bastı ki bir anda parmaklarının arasından muz püresi fışkırıverdi..Dakikalarca iki muzu da pelte oluncaya kadar ezdi.İşi bittiğinde bileklerine kadar sarı bir pelteye batmış gibiydi neredeyse ayakları görünmüyordu.Yine gözlerini bana dikip sertçe:
- Afiyet olsun..
Dedi.Artık kimliğimi-görevlerimi öğrenmiştim.ellerimin-dizlerimin üzerinde eğilip ziyafete başladım.Önce efendimin tabanlarını temizledim büyük bir iştahla.Sonra topuklarını,parmaklarını-parmak aralarını,bileklerini…Görevim bittiğinde ağzım tatlanmış,Efendimin ayakları temizlenmişti. O ise beni umarsız-kayıtsız gözlerle seyrediyordu.Sonunda:
- Yat
Dedi..Ayaklarının dibine sırtüstü uzandım..Çanta..Yine o meşhur çantaya uzanıp yaklaşık birbuçuk metre uzunluğunda bir zincire bağlı tasmayı çıkarıp taktı..Şimdi yerde ve tamamen ellerindeydim.Zincirin ucunu iki kez bileğine dolamıştı.Her hareketinde başım oynuyordu.. Sağ ayağını göğsüme diğerini penisime koydu.Ayağı göğsümden yavaş yavaş yukarı çıkıp adrese ulaştı..Tabanı dudaklarımın üzerindeydi..Hafifçe araladım dudaklarımı ve dilimi o mis kokulu tabanlarda gezdirmeye başladım.Efendimin diğer ayağı penisimle oyuncağıymış gibi oynuyordu.Ben mest olmuş tabanını topuğunu yalarken aniden diğer ayak parmaklarıyla kasıklarımdaki tüyleri yakalayıp çekiverdi.Çığlık attım,atmamam mümkün değildi ,yolunmuş tavuk gibi oluvermiştim..Efendim ise hiç birşey olmamış gibi yolmaya devam ediyor,bir andan da sesim çıkmasın diye diğer ayağını ağzıma sıkıca bastırıyordu.Tam bitti derken bu kez göğsümdeki kıllar aynı acıyla yüzyüze geldi.Sonunda ayağını ağzımdan çektiğinde sadece inliyebiliyordum.
Tasmaya sertçe asıldı efendim ve ayağa kalktı.Ben de peşinden kalkmaya yeltendim.Dizlerimi yerden kesmiştim ki aniden dönüp defalarca vurdu yüzüme.Sesler duvarlarda yankılanıyordu,noolduğunu anlamamıştım.Sonunda öğrendim:
- Köpek,ayağa kalkamazsın,dizlerinin üzerinde yürü.. Yanaklarım pençe pençe kızarmış ve ağzım tekrar dudağımın kanıyla dolmuşken tasmam eline usul usul ilerledim arkasından.
Kafesin kapısını açıp soktu beni içeri..Dizlerimin üzerinde çaresiz ve korkmuştum.
- Dön arkanı dedi ve ellerimi arkamda birleştirip elinde salladığı kelepçeleri takıverdi.Sonra 70-80 cm uzunluğunda bir sopa getirip ayaklarımı her iki ucada ustaca bağladı.Kıpırdamam,karşı koymam mümkün değildi.Tasmamı sertçe çevirip,beni sırüztü devirdi ve noolduğumu anlamadan dizlerini kırarak yüzüme oturuverdi Efendim.Nefessizdim..Çaresizdim ve Onundum..Az sonra hafifçe kaldırdı kalçasını.Derin bir nefes aldım,boğulmak üzereydim ama o umursamdan tekrar oturdu yüzüme.Bu arada elinin penisimde olduğunu farkettim.Nollduuğnu anlayamadan onu sertçe sıktı..Çekti..Çekti…Çığlıklarım Efendimin dar-derin-karanlık mağarasında kayboluyordu.Yüzümden kalktığında başımı kaldırdım penisim hala yerindeydi..Kopmamıştı???
Tekrar asıldı tasmaya ve sırüstü yatırdı bu kez.Yine noolduğumu anlamadan başıma çöktü Efendim. Yüzüm kalçalarının altında ezilirken o ensemden baldırlarıma kadar 10 şeritli bir otoban inşa etmekle meşguldü..Tırnaklarıyla gittikçe daha derine girerek aşağılara indi..Ve aynı yoldan yukarı çıktı.Cayır cayır yanıyordu sırtım..O çizgilerin az sonra pembeleşip şişeceğini tahmin edebiliyordum.
- Kalk..Emre uyup kalktım..Kelepçelerimi çözdü Efendim.Ellerimi kafesin iki demirinin arasından geçirip kelpçeledi bu kez. Yüzüm demirlerdeydi.
Arkamdaydı,naaptığını göremiyordum,bir kaç adım sesi duydum ..Sonrasında ince-tiz bir ıslık.Sadece saliseler sürdü bu ıslık..Ve sırtıma vardığında sustu.İşte o zaman başımı çevirip Efendimin elindeki iki parmak kalınlığındaki meşin kamçıyı gördüm.
10.. Bu rakamı söylemek hiç bu kadar zor olmamıştı.Her darbeyi saydırdı teker teker..10 a geldiğimde dizlerim kırılmış,düşmek üzereydim..Kamçıyı yere attı Efendim ve sertçe yaslandı bana.Bedenim bedeniyle demirler arasında sıkışmışken,sırtımdan alewler çıkıyorken kulağıma eğilip,dişlerinin arasına aldığı kulak mememi çiğnedi ve:
- Nasıl memnun musun başbaşa kalmaktan..diye sordu .
Cevap vermek neye yarar? Ağzım-dilim kurumştu..Sanki bunu farketmiş gibi:
-Susadın mı?
Diye sordu.Başımı evet anlamında salladım.Kelepçeyi çözdü.Tasmanın zinciri elindeydi çekiştirerek sürükledi beni peşinden.Kafesin köşesindeki tası alıp geldi önüme.Sorusunu tekrarladı:
Susadın mı?
Başımı tekrar evet anlamında salladım.Az sonra önümde Efendimin tükürüğüyle dolu bir kap duruyordu.
-İç hadi
Bunu mu içecektim? Soruya cevabı bulamadan Efendim ensemden saçlarıma yapışıp yüzümü kaseye gömüverdi.Ellerin çekti ve onları yerini ayağı aldı.Ensemden bastırıyor,başımı eziyordu.Tüm tası dilimle temizlemem sadece bir kaç dakikamı aldı.Susuzluğum geçmiş miydi bilmiyorum.Daha doğrusu hiç birşey düşünebilecek durumda değildim.
Tekrar yapıştı tasmama Efendim,dizlerimin ellerimin üstündeydim..Ellerini kaldır demir parmaklıkları tut dedi.Dediğini yaptım.Tekrar uzaklaşan ayak sesleri..Biraz sonra döndü ve önümde durdu.Başımı kaldırdığımda:Efendimdeki değişiklik beni şok etmişti:Belinde strap on vardı ve niyetiniz nedir.Gibi aptalca bir soru sormayı düşünmedim bile. Müstehzi bir gülümsemeyle arkamda geçti.. Ayaklarım hala bağlı yani ayrık ve açıktı.Önce kalçalarımın arasının ıslandığını hissettim. Keskin koku ıslaklığın sebebini de açıklıyordu:Vazelin..Önce bir, sonra iki parmağın içime girdiğini hissettim.İnledim..İnlemekten öte yüksek sesle.Lütfen dedim..Bu son sözüm oldu.Efendim aniden kalktı,yukarı çıktı..Döndüğünde elinde gelirken giydiği çoraplar vardı.Onları top haline getirip ağzıma tıktı.Artık çığlığım çoraplarda boğuluyor,dışarıya cılız iniltiler süzülebiliyordu.Efendim ise içime girmiş küfürler savurarak keyfine bakıyordu.Elleri ellerimin üzerinde demir parmaklıklardaydı.Onlardan destek alarak daha da derine girmeye çabalıyordu..Ben mi? Ben acı-şaşkınlık-zevk-titreme-itaat arasında gidip geliyor neyi ne zaman hiseetiğimi bilmiyordum artık.
Nihayet içimden çıktı Efendim..Nefes nefeseydi ve terden saçlarının yanaklarına yapıştığını görebiliyordum. Üzerime eğilip:
- Memnun musun halinden dedi.
Bilinçsizce başımı salladım,üşüyor-titriyordum.
- Duş alıp ısınmak ister misin?
- Diye sorduğunda gülümsedim.Nihayet ısınacaktım,tek isteğim sıcak suyun altında dayanabildiğim kadar kalıp ısınabilmekti
Tasmamdan çekiştirerek çıkardı beni kafesten..Merdivenleri tırmandık.Koridorda,soldaki kapıyı çatı:Nihayet banyoyu görmüştüm.Az sonra ısınacaktım.Efendim ayaklarımdaki bağları ve kelepçeyi çözüp
- Küvete gir dedi.
Girdim..
- Uzan…
Uzandım… Efendim de arkamdan girdi küvete.İki ayağını iki yanıma koydu..Eteğini beline kadar sıyırdı.Ve duş..İşte onun istediği duş buydu.Tek yapabildiğim gözlerimi,ağzımı kapatmak oldu. Saçlarımdan penisime kadar tüm bedenimi büyük bir keyifle yıkıyordu.Üzerimden sarı renkli ince dereler akıyordu…İşi bittiğinde üzerime eğilip eliyle ensemden kavradı Efendim ve:
-Temizle dedi,sözü biter bitmez de damlalar süzülen vajinasını ağzıma gömdü.Dilim içinde geziniyordu.Her bir damlayı büyük bir özenle temizledim.
Üzerimden kalkıp küvetten çıktı Efendim,kapıyı kapatıp çıkmadan önce son sözlerini söyledi:
- Bugünün keyfini çıkar,bir hafta boyunca yaşayacaklarının yanında bugün yaşadıkların sadece ilk öpücük sayılır..Daha sekse başlamadık..

Naapabilirdim ki? Küvetin içinde,gölün ortasında büzülüp kaderimi beklemeye başladım.

No Comments Yet

Henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın