Husky’nin arşivlerinden…
ASIL “BEN”İ SÖKÜP ÇIKARTAN, GERÇEK “KÖLELİK”
İstemediğim, geleceğimi asla endeksleyemeyeceğim bir bölümde yıllarımı turşu kavanozlarına tıkıştırarak okumak yerine hiç üniversiteye gitmem demiştim 16yaşındayken. Bu düsturumdan asla şaşmadım. Ama bu konuda Tanrı bana gülümsedi ve ençok istediğim okulda ençok istediğim branşta eğitim almayı başardım. Amerikan Sinema Akademisi oyunculuk bölümünü 6 aylık cinnet geçirtici bir çalışma sonrasında kazandım. Oyuncu olarak doğduğumdan ve hayatımı otomasyon olarak film lezzetinde yaşamayı ve yaşatmayı başarmış bir donanıma sahip olduğumdan akademi benim cennetim olacaktı, oldu da…
Amerikanın batı ucundan doğu kanadına gelmiştim. Herşeyiyle bambaşka karakter ve ruhlar kumpanyasının içindeydim. Psikanalizden de büyük keyif alan bir sinemacı adayı için malzemeler başkentiydi New York. Üstad Woody ALLEN’ ın sayılı fetişist yönetmenlerden birisi olarak New York kadınlarına dair düşkünlüğünün sebeplerini herhangibir caddede hayata karışan insanları izlediğimde rahatlıkla görebiliyordum… Ama şüphesiz benim için New York’ u ve akademi yıllarımı unutulmaz kılan, zaten sevdiğim bölümde okuyor olmanın verdiği hazzın üzerine krem şanti misali lezzet katan senaryo – kurgu öğretmenimiz Deborah Parker’ dı.
Deborah PARKER 1.80 boylarında , pasifiği kıskandıracak kadar dalgalı saçlı, Stephen KING romanlarındaki sınır kasabalarının gizemini andıran tedirgin edici tuhaf ve çarpık tebessümünü dudaklarından eksik etmeyen amazonvari ama bununla beraber zarif bir kadındı. Tarantino’ nun paralel kurgu taslaklarında bilgisine başvuracağı kadar uzman başarılı ve disiplinli bir öğretmendi. Sınıfta anglo saxon kökenli beyaz amerikalı olmayan ben dahil 4 öğrenci vardı. Sahip olduğumuz etnik kimlik ve özellikle de benimkisi bayan Parker’ ın çok ilgisini çekiyordu.Yazım dilimdeki başarı ve vizör anlayışımda ki estetik kısa zamanda favorisi olmama yetti. Bayan Parker’ı gözümde bu denli kusursuz kılan tabiiki az önce bahsettiğim sıfatlarından ibaret değildi. 40 numara görkemli ayakları ve onları bencillik etmeksizin sınıf galerisine sunan dekolte ayakkabıları ders saatlerinin renklerini çoğaltmakla kalmıyor beni uykularımdan çalıyordu. Herşeyden önce bilerek ya da bilmeyerek tam bir “dangling” ustasıydı. Topuğundan firar etmek istercesine sıyrılan yüksek ökçeli ayakkabıları metronom gibi sallanırken soluğum göğüs kafesime kilitlenirdi. Bunaltıcı Manhattan yazında açık terliklerinde terden gündüz vakti yakamozlanan tabanları DNA’larımı eritiyordu ve yakalnma riskini umursamaksızın hedefe kilitlenen F-16 pilotları gibi sabitleniyordum. “Topuklarını değdirdiği kürsü çekmecesine bezenen terinden örnek alarak bir kozmetik firmasına götürsem parfüme dönüştürmek için ne ödememi isterler” ve benzeri ütopyalar içinde tutuşuyordum. Kendimi deşifre edebilmek içi sızacağım küçük bir çatlak yeterliydi.
Ve o fırsat ilk dönemin bitmesine 1 ay kala davetkar şekilde karşıma çıktı. Bayan Parker bir yönetmen seçmemizi ve bu yönetmenin filmlerinde genel olarak gözlemlenen saplantılı olduğu nokta ya da noktaları analiz eden br ödev istedi sınıftan. En iyi vuruşumu yapmak için eşsiz bir fırsat beyzbol sopamın ucundaydı! Tereddütsüz Quentin TARANTINO’ yu seçtim tabii. Uslanmaz bir fetişist olan Tarantino bu saplantısının akademi öğrencisi bir köleye fırsat yaratacağını tahmin etmiş miydi merak ediyorum. Tarantino ayak fetişi ve kölelik olgusunu farklı dozlarla olsada hemen her filminde işlemişti. Ama bunu bizzat yaşadığı film yakın arkadaşı İspanyol yönetmen Robert Rodriguez’ in “Günbatımından Şafağa” filmi olmuştu. Aslında vampir olan Salma HAYEK harika ayaklarını Tarantino’ ya yalatıyor ve ardından viskyi tabanlarından içiriyordu. Ardından George CLOONEY’ yi ayaklarının altına alarak “bundan böyle kölem ve köpeğim olacaksın. Sadece ayaklarımın altındaki kirlerle karnını doyuracaksın” repliğini söylediği sahne tansiyon düşmanıydı. “Jackie Brown” filminde Bridget FONDA’ nın ayaklarını ve toeringlerini sürekli zoomlayan kamera açıları vesaire. Ödevimi sağlam bir anlatım diliyle destekleyerek tamamladım ve bayan Parker’ a teslim ettim.
Başlığı dahi konuyu özetliyordu; “SOLE TO SOUL (TABANDAN RUHA) TARANTINO”… Böylesi bir saplantıyı ancak iflah olmaz bir fetişistin seçeceğini düşünecek zekadaydı bayan Parker ve kendimi ona deşifre etmemin en sağlıklı yolunu iyi kullandığıma inanıyordum. Akademinin snackbarından arkadaşlarımla cheeseburger yiyor ve “Kuzuların Sessizliği” filmine dair bir tartışma yapıyorduk. Ödevi teslim edeli 2 gün olmuştu. Sınıfın tek uzakdoğulu melezi olan Wayne SaPyo koşar adımlarla yanımıza geldi ve bana sevimli aksanıyla bayan Parker’ ın beni odasında beklediğini söyledi. Dudaklarımdaki ketçapı alelacele silerek kalbim saatte 180’ le atar vaziyette odasının yolunu tuttum. İki şık vardı ve bir üçüncüsü kesinlikle yoktu.
A) Sapık olduğuma dair imalarla yüklü bir fırça yiyecek ve Parker’ ın borsasında değer kaybedecektim.
B) Geniş vizyonlu oluşu nispetinde bu özel saplantıya sahip bir öğrenci olmam dikkatini çekmiş ve konuyu tartışmak üzere beni çağırmıştı.
Kırtasiye kokulu uzun koridoru baldırlarımı acıtan bir süratle geçerek kapısının önüne geldim ve ahşap kapıyı iki kez tıklatarak “Gelebilirsin” komutuyla odaya girdim. Bayan Parker bordo renkli terlikleriyle bacak bacak üstüne atmış sigarasını tellendirerek ödevleri kontrole devam ediyordu. Hafifçe kemerli burnuna düşmüş olan kemik çerçeveli gözlüklerinin ardından koyu kahverengi gözlerini kaldırarak oturmamı işaret etti.Vücut dilinden iyi anlayan bir adam olarak bana dair sinirli olmadığı izlenimini edindim ve bu beni rahatlattı. 2-3 dakikalık ölüm sessizliğinin ardından elindeki ödev notlarını masasının üzerine bırakarak bana şu unutamayacağım açılış konuşmasını yaptı.
-Sana bir soru soracağım Burak. Yalan söyler ya da gizlenmeye çalışırsan anlarım ve bu beni sinirlendirir. Gerçi sen her zaman samimi ve dürüst bir öğrenci oldun. Merak ettiğim ilk şey şu ; fetişist olup olmadığını sormayacağım zira bu gün gibi ortada . Sadece fetişist misin yoksa aynı zamanda safkan bir köpek kadar da kaliteli misin?
Hayatımın en derin ve zor yutkunmasını boğulurcasına gerçekleştirdikten sonra gözlerine bakacak cesareti zorda olsa bularak yanıtladım sorusunu.
-Sizinle sözlü IQ satranca girişmek gibi bir niyetim yok bayan Parker (bu sırada bayan Parker tapılası 40 numara silahlarını terliklerinden kurtulmak istercesine daha da hızlı sallandırarak işimi zorlaştırıyordu) Eğer bu saplantıya sahip oluşum sizin zihninizde kişiliksizlikle eşanlamlıysa yanıldığınızı bilmek isterim ( sözümü kararlılıkla kesti)
-Son derece sağlam karakterli olduğunu bilecek kadar uzun süredir öğretmenliğini yapıyorum. Demagoji canbazlığına gerek yok Burak.Sadece o sağlam karakterinin bu denli özel renklere sahip olduğunu bilmiyordum. Ben sorumun yanıtını aldım. Ödevini 100 puanla değerlendirmem seni şaşırtmayacak herhalde.Sen kendinden emin bir öğrencisin bilirim.
Dedikten sonra bayan Parker elinde ki kahve bardağını yere koydu ve kırmızı ojeli başparmağını hafifçe daldırdıktan sonra kahveye bulana ayak başparmağıyla ödevimin sağ üst köşesine bastıktan sonra şaşkın bakışlarım eşliğinde ödevimi bana uzatarak şöyle dedi;
-Bu dokuya sahip bir ödevin başarısı ancak böyle onaylanabilir diye düşündüm.
-Haklısınız daha mükemmeli düşünülemezdi…
Aynı çarpık ve umarsız tebessümü dudaklarına kondurarak devam etti…
-Boşandığım eşim yine bu akademide öğretim üyesiydi… Ayrılmamızın en en büyük nedeni safkan bir köpek asaletine sahip olmayışı ve bunu erdem olarak kabul ediyor olmasıydı. Kolay şımaran bir profilin olmadığını bildiğimden sana şunu söylemek istiyorum ki Burak sen de aynı zamanda kurt kanı var. Artık çıkabilirsin.
Katsayısı giderek çoğalan şoklarla hırpalanmış bakışlarımı toparlayarak ayağa kalktım ve ödevimi koltuk altıma sıkıştırarak yerde ki kahve bardağını eğilerek aldım soğumuş olan kahveyi hızla bitirerek plastik bardağın bende kalp kalamayacağını sorum bayan Parker’a.Yaptığım jestten son derece memnun bir ifadeyle kafasını sallayarak onayladı ve odadan çıktım.
Büyük bir heyecanla katettiğim o uzun kırtasiye kokularıyla bezenmiş koridoru bu kez senaryo-kurgu öğretmenimin ayakbaşparmağıyla onaylanmış ev ödevini kutsal bir emaneti taşımakla yükümlü savaşçı duygusuyla geçerek tekrar kampüs bahçesine çıktım. Evime yurttaki odama döndüğümde halen kalbim göğüs kafesimden fırlarcasına kan pompalamakta ve olayların analizini sağlıklı şekilde yapmaya gayretle meşguldüm. Ayak başparmağını plastik bardaktaki kahveye daldırdıktan sonra damgaladığı ev ödevine büyük bir hayranlıkla bakarak Jack Daniel’s burbon viskimi göğsümü alev alev yakarcasına yudumluyor ve bundan sonra olabileceklere dair tahmin fırtınasıyla tansiyonuma eziyet diyordum.
Ertesi gün drama dersinin ardından bayan Parker’ın anfi de yapacağı rutin haftalık değerlendirme konuşmasını dinlemek üzere arkadaşlarımızla yerimizi aldık. Bayan Parker beş yüze yakın öğrenci arasında lazer optik okuyucusu misali gözlerimi hedefleyerek konuşuyor ve yarım saatlik bu kürsü sürecini benim için dayanılmaz bir tereddüt kabusuna dönüştürüyordu. Zira bundan sonrasında bana dair yaklaşımında ne tür bir rota izleyeceğini bilemiyor oluşumun yarattığı sıkıntı ve kendimi dizginleyememe korkusu kuşatmıştı etrafımı.
Konuşma bittikten sonra diğer derslere sıfırın altında konsantrasyonla girdim ve ardından bayan Parker’ın okuldaki ofis penceresini çapraz açıdan iyi gözleyebileceğim bir ölü nokta seçerek ahşap banka oturdum. Discman’ imde U2 “I’m still found what I am looking for” un armonileri tenimi sarmalıyor ve ben gözlerimi ayırmaksızın bayan Parker’ın penceresini gözlüyordum. By ayin yaklaşık 1 saat kadar sürdükten sonra banktan kalkarak 4 blok ötedeki öğrencilerin uğrak yeri olan puba gitmeye karar verdim.Okul sınırlarını terkettikten birkaç dakika sonra bayan Parker Chrysler marka jeepiyle iki metre ötemde durdu. Sağ taraftan camına yaklaştım
-Nasılsınız bayan Parker?
-Teşekkürler iyi ama hayli yorgunum. Ya sen? Gideceğin yere kadar bırakabilirim eğer istersen?
-Size boş yere zahmet vermek istemem bayan Parker.
-Gereksiz nezaketten nefret ederim bilirsin atla …
İkiletmeden bindim jeepe. Irish pub’a gideceğimi söylediğimde kararlaştırılmış bir randevu olup olmadığını sordu. Aniden karar verdiğimi birkaç duble viskinin ardından eve döneceğimi söyledim. Yine dudaklarına o tedirgin edici tebessümü kondurarak Tom HANKS’ in “Philedelphia” filmini aldığını dilersem evinde izleyebileceğimizi söylediğinde ikinci kez kalp spazmı geçirmenin eşiğine geldim.Ağzımdan sadece “Tabii olur sevinirim” cümlesi çıkabildi. Bir ara büyük bir eczanenin önünde acı bir frenle durdu ve beş dakika kadar sonrasında küçük bir poşetle döndü.
Sinüslerinin yağışlı havalarda çok azdığını ve ağrı kesici aldığını söyleyerek gazladı ve gotik tarzda inşa edilmiş bir apartmanın otogarına girdik. Örme sürgülü bir asansörle 4. kata çıktık. Kapıyı açmak için anahtarlarını ararken ben çantasını ve poşetleri tutuyor ve yarı ürkek yarı keyifli bir ruh haliyle kehanetlerde bulunmayı sürdürüyordum. Demir kapı ağır ağır açıldı ve içeri girdik. “Mabedime hoş geldin!” dedi son derece sevecen bir tonlamayla . Ardından üzrini değiştirip geleceğini söyleyerk beni salnda bıraktı. Bordo ile siyah karması renkte boyalı duvarlarda mitolojik yağlı boya tablolar vardı. Sağ tarafta bayan Parker’ın ünlü yönetmen ve oyuncularla çekilmiş fotoğraflarından oluşan bir karma bölüm vardı.
Surround ses sistemiyle donatılmış dev ekran televizyonun iki yanı imitasyon roma sütunlarıyla ustaca süslenmiş duvar gömme raflarda geniş bir cd ve video arşivi yeralıyordu. Ben salondaki detayları tararken bayan Parker üzerinde düz siyah bir body ve altında dizaltı gri bir etekle salona geldi. Ayaklarında yüksek topuklu açık terlikleri vardı. Deri ve yüksek kolçaklı koltuğa oturdu ve aynı sıcak tonlamayla “madem puba gitmekten seni alıkoydum viski keyfini ben tazmin etmeliyim” diyerek tekrar yerinden kalkarak minik amerikan bara geçti ve bana sek bir viski doldurdu. Evinin çok hoş ve zevkli bir dekorasyona sahip olduğunu söylediğimde gözleri ışıldadı. Eşiyle boşandıktan sonra herşeyi silbaştan yenilediğini ve her metrekarede kendi emeği olduğunu söyledi. Tekrar koltuğa geçerek konuşmasına devam etti;
- Dürüstlük ve netlik her zaman zaman kazandırır demiştim hatırlıyor musun?
Diye sordu
- Evet ve ben de aynı fikirde olduğumu söylemiştim…-
- O halde en önemli etabı geride bırakmış oluyoruz bu iyi.
Dedi ve sigarasını aynı kışkırtıcı el jestleriyle yakarak devam etti-
- Ödevini okuduğum günden bu yana sana dair yığınla şey geçti kafamdan. Belki de sana şimdi söyleyeceklerim ciddi bir risk benim için. Ama hem öğretmen olarak hem de insan sarrafı olarak eskittiğim bu kadar yıldan sonra hakkında fazla yanılmış olabileceğimi düşünmüyorum. Ödevin sonrasında herşeyden önce Bdsm konusu ya da fetişizmi kazara seçmiş olma yüzdenin düşük olduğuna karar verdim. Tepkimden emin olamadığından bana direkt değil endirekt yoldan verdiğin bir mesaj olduğunu düşünmeye başladım açıkçası.
Tuvalette sigara içerken suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi kırmızının her tonuna bütündü yüzüm. Yine güçlükle yüzüne bakarak “ tesbitiniz doğru bayan Parker” dedim ve viskimden devasa bir yudum aldım.
-Haklı olduğumdan emindim zaten. Bak Burak asıl problem şu ki bu tutkun olduğun kavramın altından kalkabileceğinden ne kadar eminsin? Örneğin bunu ne denli ciddi bir tutku olduğu ve herkesin kolay kolay göğüs geremeyeceği, erkeklik egolarına veda etmenin ne denli zor olduğu hakkında bir fikrin var mı?
-Daha önce de deneyimlerim oldu bayan Parker. Eğer sorunuzdaki alt metin sadece ateşli bir fetişist miyim yoksa komplike bir köle miyim? Eğer buysa merak ettiğiniz
Sözümü aniden keserek acil bir düzeltme yaptı.
-Kölelik doğru bir sıfat,evet ama ben köpek kelimesinin arayışımı daha iyi yansıttığına inanıyorum devam et şimdi
-Peki bayan Parker merak ettiğiniz buysa ki evet bu ben gerçek bir köpeğim
-Gerçek olduğuna dair tesbiti ben yaparım merak etme. Bunun dönüşü ancak benim irademe bağlı olacağını biliyorsun değil mi.Bu benim fantezim değil yani. Yaşam stilim.Kendini bana ne denli endeksleyebileceksin. (kafasını ellerinin arasına alarak yere uzun uzun baktı ve devam etti) Bak beni öğretmen olarak iyi tanıyorsun.Fakat kafandaki öğretmen bayan Parker’ı tamamen silmelisin.
-Tabii anlıyorum inanın çok iyi anlıyorum.
Bayan Parker derin bir nefes daha çektikten sonra sigarasını kristal tablaya bıraktı ve az sonra geleceğini söyleyerek hızla koltuktan kalktı. Bu konuşmanın ardından bekleyişim öncekine kıyasla daha zordu. Dakikalar asırlar ağırlığında geçiyor ve yaşadıklarım düşüncelerimi tutuşturuyordu. Beklerken kanalları zaplamaya başlayarak vakit doldurdum. Ölümcül bekleyişim bayan Parker’ın aynı siyah body ama farklı olarak bej kanvas pantolon ve Harley Davidson botlarla salona girmesiyle son buldu.
- Şu anda oturmakta olduğundan boy hizamda değilsin Burak ki bu sana adınla son hitab edişim ama bu da benim için yeterli değil. Ben aksini söylemeden asla ayakta olmayacaksın.Seni şu andan itibaren hep yerde göreceğim.Bununla ilgili bir sorunumuz var mı?
Hayır manasında kafamı iki yana salladım ve deri kanepeden yavaşça dizlerimin üzerine kaydım.
-Güzel köpek. Şimdi dizlerinin üzerinde sürünerek buraya doğru gel
Dedi ve tekrar kanepeye oturdu. Birkaç saniye sonrasında ayaklarının önündeydim. Dil manevrası ve kıvraklığı her iyi köpeğin sahip olması gereken özelliklerdir
-Haklısınız efendim
Bu onay cümlemle birlikte yüzüme gözlerimin dolmasına neden olacak şiddetten bir tokat yedim.
-Haklılığımı onaylayacak kadar deneyimsizsin ama köpek. Ben izin vermediğim müddetçe dilsiz bir köpeksin!
Kafamı salladım ve dinlemeye devam ettim.
-Bu botları son olarak geçtiğimiz sonbahar giymiştim. Aradan geçen zaman içinde temizlemeye fırsatım olmadı köpek . Bu durum bana duyduğun itaate bağlı olarak seni de rahatsız ediyor olmalı. Şimdi bu sorunu ortadan kaldıracak mısın?
Tekrar kafamı sallayarak Botun burun kısmını dilimle buluşturdum. Ön kısmını hızla temizlemiştim. Zarif bir hareketle topuk kısmını ellerimle kavrayarak aynı işlemi gerçekleştirdim.Dikiş sınırındaki şeridi de aynı ustalıkta yalayarak temizledikten sonra diğer botu da aynı aksiyonla temizledim.
-Aferin köpek hızlı ve özenlisin. Peki sence bu botlarla evimde hijyen rahatlığıyla dolaşabilir miyim. Yanıt ver?
-Evet tabii efendim.
Yanıtımla beraber bayan Parker aniden ayağa kalkarak botlarıyla iki üç adım attı. Adımladığı parkenin üzerinde gri renkte toz lekeleri vardı. “Hala için rahat mı?” demesiyle beraber parkedeki tozları hızla temizledim ve ardından tabanlarını temizlemek üzere hamle yapmamla beraber ikinci şiddetli tokadı yedim.
Henüz Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın
